Hiç başınıza geldi mi? Salondaki o eskiyen halıyı değiştirmeye karar verirsiniz. Yeni, modern, krem rengi harika bir halı alırsınız. Eve serersiniz, muazzam durur. Ama bir dakika… O güzelim halının yanında, yıllardır kullandığınız koltuklar aniden gözünüze "fazla eski" ve "uyumsuz" görünmeye başlar.
Hadi koltukları da yenileyelim dersiniz. Koltuklar gelir, bu sefer perdeler sırıtır. Perdeleri değiştirirsiniz, avize uymaz…
Basit bir halı alışverişiyle başlayan süreç, tüm salonun yenilendiği ve bütçenizin darmadağın olduğu bir harcama sarmalına dönüşür. Kendinize kızmayın, siz savurgan değilsiniz; sadece **"Diderot Etkisi"**nin kurbanısınız.
Bu fenomen, adını Fransız filozof Denis Diderot’tan alır. Hikaye oldukça ilginçtir: Diderot, kızının düğünü için paraya sıkışır. Rus İmparatoriçesi Büyük Katerina, ona yardım etmek için kütüphanesini satın alır ve yüklü bir ödeme yapar.
Diderot, eline geçen parayla kendine çok şık, kırmızı, ipek bir sabahlık alır. Ancak sorunlar tam da burada başlar. Diderot, çalışma odasında bu muhteşem sabahlıkla otururken, etrafındaki her şeyin (eski çalışma masasının, sandalyenin, halının) bu sabahlığın ihtişamı karşısında "sefil" kaldığını fark eder.
Sabahlığına uyum sağlasın diye önce masasını, sonra halısını, sonra tablolarını değiştirir. Sonunda muhteşem bir odaya kavuşur ama parası bitmiştir. Diderot o meşhur makalesini yazar: "Eski Sabahlığımın Ayrılığı Üzerine Pişmanlıklar."
Ve tarihe geçen şu cümleyi kurar: "Eski sabahlığımın mutlak efendisiydim, ama yenisinin kölesi oldum."
Bugün finansal psikoloji alanında (özellikle Psychology Today ve tüketici davranışı araştırmalarında) sıkça atıfta bulunulan bu etki, aslında "bütünlük" arayışımızdan kaynaklanır. İnsanoğlu, kimliğiyle ve sahip olduklarıyla tutarlı bir görüntü çizmek ister.
Hayatımızdan birkaç güncel örnek verelim:
Bu durum, Forbes gibi finans yayınlarında da sıkça işlendiği üzere, bütçe disiplinini bozan en sinsi düşmandır. Çünkü harcamayı yapan kişi, o an "lüks" peşinde değil, sadece "uyum" peşinde olduğu yanılgısına düşer.
Farkındalık (Adını Koyun): Bir şey satın aldığınızda, aklınızdan "Bunun yanına şunu da almalıyım" düşüncesi geçtiği an durun. Kendinize şunu sorun: "Buna gerçekten ihtiyacım mı var, yoksa sadece yeni eşyama arkadaş mı arıyorum?"
Bir Al, Bir Ver Kuralı: Yeni bir şey aldığınızda, eskisini elden çıkarın. Yeni bir televizyon mu aldınız? Eskisini başka odaya koymayın, satın veya bağışlayın. Eşya sayınızın artmasına izin vermeyin. James Clear’ın Atomic Habits kitabında belirttiği gibi, çevrenizi optimize etmek, harcamalarınızı optimize etmenin ilk adımıdır.
"1 Ay" Filtresi: Ana satın almayı (örneğin o yeni arabayı veya telefonu) yaptıktan sonra, aksesuarlarını veya tamamlayıcı ürünlerini almak için kendinize 1 ay süre tanıyın. Çoğu zaman 1 ayın sonunda, o "uyum sağlama" dürtüsünün geçtiğini ve o aksesuara aslında ihtiyacınız olmadığını göreceksiniz.
Finansal özgürlük, sadece çok para kazanmak değil, sahip olduklarınızın kölesi olmamaktır.
Bir sonraki alışverişinizde o "muhteşem" parçayı sepete atmadan önce Diderot’u hatırlayın. Belki de eski sabahlığınız (veya telefon kılıfınız), sandığınızdan daha rahattır.
Bütçenizi yönetmek, duygularınızı yönetmekle başlar.
Bu yazı, genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve yatırım tavsiyesi niteliği taşımamaktadır. Yatırım yapmadan önce kendi araştırmanızı yapmanız ve gerekirse bir finansal danışmandan destek almanız önerilir.
Kaynaklar:
Diderot, Denis. "Regrets on Parting with My Old Dressing Gown." (1769).
Clear, James. "The Diderot Effect: Why We Want Things We Don’t Need."
Psychology Today, "The Psychology of Consumption and Identity."