Finans sektöründe çalışan biri olarak günümün büyük bir kısmı verilerle, tablolarla ve projeksiyonlarla geçiyor. Enflasyon oranları, alım gücü ve hane halkı bütçeleri… Hepsi bir noktada aynı soruya bağlanıyor: “İnsanlar parayı nereye harcar, nereye harcamaz?”
Ama akşam eve gidip kapıyı açtığımda, o soru çoğu zaman yerini daha yalın bir gerçeğe bırakıyor: Sevgi. Beni karşılayan kuyruk, meraklı gözler ve “nihayet geldin” telaşı; günün bütün ağırlığını bir anda hafifletiyor.
Hem bir finans profesyoneli hem de bir “köpek annesi” olarak son dönemde küresel raporlara baktığımda gördüğüm tablo şu: Evcil hayvan ekonomisi artık niş bir alan değil; kriz dönemlerinde bile dayanıklılık gösterebilen, duyguyla rasyonelin kesiştiği devasa bir endüstri.
Pazarın devasa büyüklüğü
Evcil hayvanlar denince akla ilk mama geliyor ama resim çok daha geniş: veteriner hizmetleri, sigorta, bakım & kuaför, eğitim, davranış danışmanlığı, aksesuar, teknoloji, hatta “yaşlı bakımına” kadar uzanan bir ekosistem…
Bloomberg Intelligence, küresel evcil hayvan ekonomisinin 2030’a doğru yaklaşık 500 milyar dolara yaklaşabileceğini ve büyümeyi hem evcil hayvan sayısındaki artışın hem de “premiumlaşmanın” (daha kaliteli ürün/hizmete yönelim) beslediğini vurguluyor.
Morgan Stanley ise büyümenin hız kesmediği bir senaryoda, pet care harcamalarının 2030’a kadar yıllık ~%7 bandında büyüyebileceğini; sektörün birçok perakende alt segmentini geride bırakabilecek bir ivmeye sahip olduğunu not ediyor.
Bu iki veri seti birlikte şunu söylüyor: Evcil hayvan harcaması, birçok hane için “keyfi” değil; giderek daha fazla “öncelikli” kalem.
“Önce kendimden kısarım”: Harcamanın davranışsal tarafı
İşin en ilginç kısmı tam da burada. Ekonomi daralırken, insanlar bazı harcamaları erteliyor. Ama evcil hayvan söz konusu olduğunda, karar mekanizması farklı çalışabiliyor.
Örneğin Mintel’in araştırmasında, pet care alışverişi yapanların önemli bir kısmı “kendime harcayacağımdan kısarım ama evcil hayvanımdan kısmam” yaklaşımına daha yatkın olduğunu söylüyor.
Bu, dışarıdan bakıldığında “lüks çelişkisi” gibi görünebilir. Oysa davranışsal ekonomi açısından daha derin bir zemini var: Belirsizlik dönemlerinde insanlar “kontrol edebildikleri” alanlara yatırım yapma eğiliminde. Evdeki can dostu; yargılamayan, politikleşmeyen, şartsız eşlik eden bir bağ sunuyor. Bu bağ, birçok kişi için “duygusal dayanıklılık” altyapısına dönüşüyor.
Dünyadan “yok artık” dedirten trendler (ve aslında çok rasyonel bir açıklaması)
Evcil hayvan sahipliği, dünyada hızla “sahiplik”ten “ebeveynlik” diline kayarken ekonomi de buna uyum sağlıyor:
1) “Paw-ternity leave” (evcil hayvan ebeveynliği izni)
BrewDog çalışanlarına yeni bir köpek sahiplendiklerinde bir haftalık “pawternity leave” tanımladığını açıkça yazıyor.
Mars ise şirket içi uygulamalarında, yeni evcil hayvanın eve uyumu için 10 saat ücretli izin verdiğini paylaşıyor.
2) Japonya’da demografi: “evcil hayvanlar çocuklardan fazla”
Japonya’da kedi ve köpek sayısının, 15 yaş altı çocuk sayısını geçtiğine dair farklı kurumlar benzer tabloyu işaret ediyor. Yeni Zelanda Dışişleri ve Ticaret Bakanlığı’nın (MFAT) pazar notu; Japonya’da kedi+köpek toplamının 15,9 milyon, 15 yaş altı çocukların ise 14,7 milyon olduğunu aktarıyor.
Bu tablo, sadece kültürel değil; doğrudan ekonomik bir kayma: bebek/çocuk odaklı pek çok kategori “yaşlı nüfus + evcil hayvan” eksenine göre yeniden büyüme alanı arıyor.
3) Pet-tech ve sağlık ekonomisi
Reuters’ın aktardığı örneklerden biri: Japonya’da kedi sahiplerinin, kedilerinin ağrı belirtilerini izlemek için kullandığı yapay zekâ destekli uygulamalar (ör. CatsMe!).
Bu tür çözümler, veterinerlik hizmetlerini “reaktif” olmaktan çıkarıp “önleyici bakım” tarafına yaklaştırıyor.
Miras konusu
Bazı hikâyeler (örneğin evcil hayvana bırakılan servetler) popüler kültürde şehir efsanesi gibi dolaşıyor. Gerçek şu: Çoğu hukuk sisteminde hayvanlar doğrudan mirasçı olamıyor; ancak vasiyet/trust/emanet gibi mekanizmalarla “bakımının finanse edilmesi” sağlanabiliyor.
İtalya örneğinde Guardian, hayvanların doğrudan miras alamadığını; ancak bir “güvenilir kişi/emanet yapısı” üzerinden hayvanın bakımının fonlanabildiğini yazıyor.
Almanya’da da Alman Hayvanları Koruma Federasyonu, hayvanların Alman hukukunda mirasçı olamayacağını; fakat vasiyetle bakım sorumluluğunun ve kaynakların kurgulanabileceğini anlatıyor.
ABD tarafında ise “pet trust” gibi yapıların kullanımına dair daha standart bir çerçeve var; ASPCA bu mekanizmanın ne olduğuna ve nasıl işlediğine dair özet bir rehber sunuyor.
Karl Lagerfeld’in kedisi Choupette’in milyon dolarlık mirası bir şehir efsanesi değil, yeni dünyanın gerçeği haline geliyor.
Bu eğilimin artık “sadece zenginlerin garipliği” değil, yaygın bir planlama pratiğine dönüştüğünü Wall Street Journal da anlatıyor.
Zor zamanlarda lüks harcama çelişkisi
İşte konunun en hassas, en bıçak sırtı noktası burası.
Bir yanda ekonomik zorluklar, derinleşen yoksulluk ve insanların temel gıdaya erişim mücadelesi... Diğer yanda organik mamalar, spa merkezleri, köpek psikologları ve binlerce liralık harcamalar.
Dışarıdan bakıldığında bu durum, büyük bir tezat, hatta duyarsızlık gibi görünebilir. "İnsanlar açken bu harcama niye?" sorusu oldukça meşru bir sorudur. Ancak “davranışsal ekonomi"ye (behavioral economics) bakıldığında, altında derin bir psikoloji yattığı görülür..
Bu harcamalar aslında bir "lüks şımarıklığı" değil, modern insanın "yalnızlık ve güvensizlikle baş etme mekanizması." Toplumdan kopuşun, güvensizliğin ve gelecek kaygısının arttığı dünyada; bizi yargılamayan, politize olmayan, sadece seven bir canlıya duyulan ihtiyaç, ekmek ve su kadar temel bir hale geldi. İnsanlar, belki çocuk yapmaya cesaret edemedikleri veya maddi güçlerinin yetmediği bir dünyada, ebeveynlik duygusunu ve şefkat ihtiyacını bu yolla tatmin ediyor.
Yani o harcanan bütçeler, aslında kişinin kendi ruh sağlığına, hayata tutunma çabasına ve evindeki huzura yaptığı bir yatırım.
Duygularımız ne kadar yoğun olursa olsun, matematik gerçektir. Şahsen ve her zaman "bilinçli harcama"yı savunuyorum. Bir can dostu sahiplenmek, kalbimizi açmak kadar cüzdanımızı da uzun vadeli bir planlamaya açmak demektir.
Görünen o ki; dünya ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın, insanoğlu sevgiyi ve sadakati satın alamadığı yerde, onu sunan canlılara yatırım yapmaya devam edecek. Bize düşen, bu sevgiyi yaşatırken, toplumsal gerçeklere gözümüzü kapatmadan, hem kendi bütçemizi hem de vicdanımızı dengede tutabilmek.
Siz bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Evcil hayvanınız için harcama yaparken “öncelik” çizginiz nerede başlıyor, nerede bitiyor?
Yorumlarınızı merak ediyorum.
Kaynaklar:
https://www.morganstanley.com/ideas/pet-care-industry-outlook-2030
https://www.theguardian.com/world/2011/dec/09/italian-cat-inherits-fortune
https://www.tierschutzbund.de/en/help/helping-in-the-long-term/last-will-and-testament
https://www.aspca.org/pet-care/pet-planning/pet-trust-primer