Bir inovasyonun başarısı gerçekten teknolojik üstünlüğüne mi bağlıdır?
Yoksa asıl mesele, insan psikolojisini ve alışkanlıklarını yönetebilmek midir?
Bugün süpermarketlere girdiğimizde elimizin neredeyse refleks olarak uzandığı o tekerlekli metal arabalar, 1930’larda ilk kez sahneye çıktığında beklenmedik bir dirençle karşılaşmıştı. Sylvan Goldman’ın hikâyesi, tam da bu direnci aşma ve pazarı büyütme sanatının erken dönem başyapıtlarından biridir.
1937 yılı, Oklahoma. “Humpty Dumpty” süpermarket zincirinin sahibi Sylvan Goldman, mağazasında dikkat çekici bir davranış kalıbını analiz ediyordu.
Müşteriler, ellerindeki sepetler dolup ağırlaştığında alışverişi sonlandırıyor ve kasaya yöneliyordu. Yani fiziksel kapasite, satışlara doğal bir tavan koyuyordu.
Goldman’ın çözümü oldukça basitti: Ahşap bir sandalyenin altına tekerlekler taktı ve üzerine iki sepet yerleştirdi. Bu araç, müşterinin yükünü taşıyacak, ellerini serbest bırakacak ve daha fazla ürün satın alabilmesini sağlayacaktı.
Kâğıt üzerinde kusursuz bir çözümdü.
Ancak 4 Haziran 1937’de bu arabalar mağazaya konduğunda, kimse onlara dokunmadı.
İş tarihi kaynaklarında sıkça aktarıldığı üzere, Goldman’ın fikri teknik olarak doğruydu; ancak ciddi bir kullanıcı deneyimi (UX) bariyerine takılmıştı. Ürün işlevseldi, fakat insanların duygusal ve sosyal kodlarına hitap etmiyordu.
Birçok girişimci bu noktada “Pazar buna hazır değil” diyerek geri adım atardı.
Goldman ise farklı düşündü.
Mağaza içinde dolaşmaları için farklı yaş gruplarından kişiler kiraladı. Bu kişiler alışveriş arabalarını rahatlıkla kullanıyor, raflardan ürün topluyor ve kasaya ilerliyordu. Kısa süre içinde gerçek müşteriler de şu mesajı almaya başladı: “Demek ki bu normal, kabul edilebilir ve hatta faydalı bir şey.”
Bu strateji, bugün davranışsal iktisadın temel kavramlarından biri olan sosyal kanıtın, perakende sektöründeki en erken ve en etkili uygulamalarından biri olarak kabul edilir.
Alışveriş arabasının benimsenmesiyle birlikte:
Bu dönüşüm yalnızca operasyonel bir iyileşme değil, ölçeklenebilir bir iş modeli yarattı. Nitekim Sylvan Goldman, bu içgörüyü ticari başarıya dönüştürerek hayatını kaybettiği 1978 yılına gelindiğinde yaklaşık 400 milyon dolarlık bir servet inşa etmişti. Bu rakam, inovasyonun yalnızca bir fikir değil; doğru şekilde benimsetildiğinde sürdürülebilir bir ekonomik değer olduğunu da somut biçimde gösteriyordu.
Bugün finans dünyasında da benzer bir eşikteyiz.
Manuel mutabakatlar, Excel tabloları arasında kaybolan veriler ve insan emeğine dayalı operasyonel yükler, 1937’deki ağır el sepetlerinden farksız.
Finans yöneticilerinin stratejik kararlara odaklanabilmesi için, bu yükü taşıyacak dijital sistemlere ihtiyaç var. Açık bankacılık ve API entegrasyonları, modern finansın alışveriş arabalarıdır.
Başta alışkanlıkları değiştirmek zor görünse de, bir kez benimsendiğinde sağladığı hız, hacim ve görünürlük artışı, bu araçları vazgeçilmez kılar.
Sylvan Goldman’ın bize bıraktığı temel ders şudur:
İnovasyon, teknolojiyi insanların önüne koymak değildir; insanların o teknolojiyi hayatlarının doğal bir parçası hâline getirecek şekilde sunabilmektir.
………………………………………………..
Bu yazı, genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve yatırım tavsiyesi niteliği taşımamaktadır. Yatırım yapmadan önce kendi araştırmanızı yapmanız ve gerekirse bir finansal danışmandan destek almanız önerilir.
Kaynaklar:
Smithsonian Magazine: "The History of the Shopping Cart"
Forbes: "How Sylvan Goldman Invented the Shopping Cart"
MIT Press: "Grand Theft Auto: The Life and Times of the Shopping Cart"